Uğur Ulusoy'un Köşe Yazısı...

Bazen bir kentin nefesi daralır. Bunu ölçmek için ne bilimsel bir cihaz gerekir, ne de bir istatistik tablosu. Bunu anlamak için o kentin sokaklarında yürümek yeterlidir. Kartepe’nin yamaçlarına bakmak, İzmit Körfezi’nin üzerine çöken o görünmez ağırlığı hissetmek yeterlidir.

Kocaeli yıllardır ağır sanayinin yükünü taşıyor. Türkiye’nin sanayi kalbi denildi, gurur duyduk. Üretiyoruz dediler, sustuk. İstihdam dediler, kabullendik. Ama şimdi mesele başka. Şimdi mesele üretim değil. Şimdi mesele nefes.

Kartepe’de kurulması planlanan hurda demir, çelikhane ve haddehane projesi sadece bir fabrika değildir. Bu proje, bir kentin geleceğiyle ilgili bir tercihtir. Bu proje, çocuklarımızın soluyacağı havanın rengiyle ilgilidir. Bu proje, sabah camı açtığınızda içeri dolacak havanın temiz mi, yoksa ağır mı olacağıyla ilgilidir.

İşte bu yüzden Kartepe Çevre Platformu’nun o pankartı bir slogan değil, bir çığlıktır:

“Kartepe’yi Kansertepe, İzmit’i kanser ovası yaptırmayacağız.”

Bu cümle bir protesto değil, bir hayatta kalma refleksidir.

***

21 Şubat Cumartesi günü, Real Otopark Alanı’nda toplanan kalabalığın içinde dolaşırken bunu düşündüm. Cumhuriyet Halk Partisi’nin “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitingi için oradaydım. Bir gazeteci olarak gözlemliyordum. Daha önceki yazımda organizasyonun düzenini, atmosferini, kalabalığın ruh halini anlatmıştım.

Ama o gün kürsüde sadece bir siyasi konuşma yapılmadı.

O gün, bir kentin nefesi konuşuldu.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel kürsüye çıktığında Kocaeli’ni tanıyan bir lider gördüm. Ezbere konuşmuyordu. Hazırlanmış bir metni okumuyordu. Bu kentin derdini biliyordu. Bu kentin yükünü hissediyordu.

Sonra bir an geldi…

Jimmy Jib kameraları kalabalığın üzerinde süzülüyordu. O sırada Kartepe Çevre Platformu’nun açtığı pankart dikkat çekti. Özgür Özel pankartı okumaya başladı:

“Kartepe’yi Kansertepe, İzmit’i kanser ovası yaptırmayacağız. Hurda demir çelik fabrikasına hayır.”

Tam o anda kameramana dönüp o ironik, o kıvrak zekâ ürünü cümleyi söyledi:

“Ben neyden bahsediyorsam onu çekeceksin. Tarkan dinleme, beni dinle.”

Kalabalık gülümsedi. Özel de gülümsedi.

***

Bu bir öfke değildi.

Bu bir sitem değildi.

Bu bir geçişti.

Çünkü hemen ardından şöyle dedi:

“Ben de Tarkan’ı çok seviyorum. Oynama ‘Şıkıdım Şıkıdım’ı da çal bir yandan, ver müziği ve pankartı çek.”

Ve sonra doğrudan Tarkan’a seslendi:

“Tarkan da inşallah bunu duyar ve Kartepe’ye destek atar. Kocaeli, Tarkan’dan destek bekliyor.”

İşte o anda miting bir siyasi etkinlik olmaktan çıktı.

Bir çağrıya dönüştü.

Çünkü Tarkan bu kentin evladıdır.

Karamürsel’in çocuğudur.

Bu kentin sokaklarında büyümüştür. Bu kentin havasını solumuştur. Bu kentin denizine bakmıştır. Bu kentin rüzgârını hissetmiştir.

***

Bugün milyonların sevgilisi olabilir.

Ama o önce Karamürsellidir.

Ve şimdi Karamürsel’in, Kartepe’nin, İzmit’in ona ihtiyacı var.

Çünkü bu mesele siyaset meselesi değildir.

Bu mesele nefes meselesidir.

Bu mesele yaşam meselesidir.

Kocaeli yıllardır veriyor.

Toprağını veriyor.

Havasını veriyor.

Suyunu veriyor.

Sağlığını veriyor.

Ama artık bu kentin verecek nefesi kalmadı.

Bir çelikhane daha demek, sadece bir fabrika daha demek değildir.

Bir çelikhane daha demek, daha fazla duman demektir.

Daha fazla partikül demektir.

Daha fazla ağır metal demektir.

Daha fazla kanser riski demektir.

Daha fazla sessiz ölüm demektir.

Bu yüzden insanlar artık susmuyor.

Bu yüzden pankart açıyorlar.

Bu yüzden meydanlara geliyorlar.

Bu yüzden sesleniyorlar.

Ve şimdi bu çağrı sadece siyasilere değildir.

Bu çağrı, bu kentin evlatlarınadır.

Bu çağrı, Tarkan’adır.

***

Evet…

Nefesimiz daralıyor Tarkan.

Bu kent yoruldu Tarkan.

Bu kent ağırlaşıyor Tarkan.

Bu kent senden bir ses bekliyor Tarkan.

Belki bir cümle.

Belki bir paylaşım.

Belki bir destek.

Ama mutlaka bir ses.

Çünkü bazen bir sanatçının sesi, binlerce insanın nefesi olur.

Ve bazen bir cümle, bir kentin kaderini değiştirir.

Şimdi herkes aynı soruyu soruyor:

Duyuyor musun Tarkan?

Kartepe seni çağırıyor.

İzmit seni çağırıyor.

Karamürsel seni çağırıyor.

Ve biz hâlâ bekliyoruz…

Sağlıklı ve huzurlu günler dileği ile…