Kâğıt üzerinde her şey yolunda görünebilir. Toplantı salonlarında sunumlar yapılır, tablolar hazırlanır, “denetimler aralıksız sürüyor” denir. Cümleler güçlüdür, ifadeler nettir, kararlılık vurgulanır. Ama mesele şu: Sokak da aynı şeyi söylüyor mu?
Akşam saatlerinde Yeni Cuma Kent Meydanı’na inin. Halkevi çevresindeki kafelerde bir süre oturun. O zaman raporların diliyle sokağın dili arasındaki farkı hissedersiniz. Masalar arasında dolaşan çocukları görürsünüz. Çekinerek yaklaşanları da görürsünüz, ısrarcı olmak zorunda bırakılanları da. Bazen mahcup bir bakış, bazen ezberlenmiş cümleler… Daha çocuk yaşta yüzlerine yerleşmiş bir yetişkin yorgunluğu.
Şimdi soralım: Eğer mücadele bu kadar etkiliyse, bu çocuklar her gün aynı yerde nasıl karşımıza çıkıyor?
Günü Kurtarmak, Sorunu Çözmek Değildir
Bir çocuğu bulunduğu yerden alıp ailesine teslim etmek, fotoğraf karesinde bir “müdahale” görüntüsü verir. Fakat asıl mesele o çocuğun ertesi gün nerede olacağıdır. Eğer yeniden aynı meydanda, aynı masaların arasında dolaşıyorsa ortada çözüm yoktur; sadece tekrar eden bir prosedür vardır.
Sorun yalnızca ekonomik yoksulluk değildir. Yoksulluk elbette ağır bir gerçektir. Ama bu kadar süreklilik, bu kadar sistematik görünürlük başka ihtimalleri düşündürür. Çocuklar kendi başlarına organize olmaz. Bir yönlendirme, bir zorunluluk, bir baskı olmadan bu döngü bu kadar düzenli işlemez. Ve en acı olanı şu: Bu tablo artık kimseyi şaşırtmıyor.
Alışmanın Tehlikesi
Başta herkes rahatsız olur. Sonra alışır. Kafede oturan vatandaş alışır.
“Yine geldiler” der, başını çevirir. Esnaf alışır. “Ne yapalım, her gün böyle” der. Yetkililer alışır. “Denetimler sürüyor” der. Oysa bir şehir, çocukların masalar arasında para istemesine alışıyorsa, orada sadece sosyal bir sorun yoktur; vicdani bir aşınma başlamış demektir. Çocuk dediğimiz şey, korunması gereken bir hayatın en hassas hâlidir. O hassasiyet, kalabalık bir meydanda göz göre göre yıpranıyorsa, kimse “haberimiz yoktu” diyemez. Çünkü bu mesele gizli değil. Tam ortada.
Görünen ile Anlatılan Arasındaki Mesafe
Bir yanda “kararlılık” vurgusu var. Diğer yanda her akşam yaşanan aynı manzara. Eğer gerçekten caydırıcı bir mekanizma kurulmuş olsaydı, aynı çocukların tekrar tekrar aynı noktada bulunması mümkün olur muydu? Eğer aileler gerçekten izleniyor, sosyal destekler etkili şekilde devreye giriyor, eğitim süreci titizlikle takip ediliyor olsaydı bu döngü bu kadar rahat sürer miydi?
Demek ki sorun, yüzeyde görünen müdahaleden daha derin. Bu noktada mesele sadece güvenlik değil. Sosyal hizmetlerin koordinasyonu, ailelerin gerçek anlamda takibi, gerekirse koruyucu ve önleyici tedbirlerin daha sert uygulanması gerekiyor. “Uyarıldı, teslim edildi” cümlesi bir çocuğun hayatını değiştirmiyor.
Bu Şehir Daha Fazlasını Hak Ediyor
İzmit küçük bir şehir. Herkes birbirini tanır, herkes nerede ne olduğunu bilir. Bu yüzden kimse bu manzarayı görmezden gelemez. Çünkü sorun gözden uzak değil; tam göz hizasında.
Yeni Cuma’da oturan bir vatandaşın içi burkuluyorsa, bir şeyler eksik demektir. Bir çocuğun eline sıkıştırılan bozuk para aslında bir rahatlama değil, bir çaresizliktir. O para, çocuğun sokaktan kurtulmasına değil, döngünün sürmesine hizmet eder.
Asıl soru şu:
Biz gerçekten bu çocukları sokaktan kurtarmak istiyor muyuz, yoksa sadece görüntüyü kontrol altında tutmak mı istiyoruz? Eğer amaç gerçekten korumaksa, o zaman sonuç meydanda görünmeli. Aynı yüzler, aynı akşamlar, aynı masalar… Bu tekrar devam ediyorsa ortada başarı değil, ertelenmiş bir kriz vardır. Ve her ertelenen kriz, en çok çocukları yorar.