Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, 19 Mart 2026 tarihli basın toplantısında hem ekonomik tabloya hem de bölgesel güvenlik gelişmelerine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Ramazan ayının geçmişte “bereket” ile anıldığını hatırlatan Özdağ, bugün gelinen noktada geniş kesimlerin ciddi bir geçim sıkıntısıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Öte yandan İran merkezli çatışmaların Türkiye’ye etkilerine değinen Özdağ, özellikle hava savunma kapasitesi üzerinden NATO’ya bağımlılık tartışmasını gündeme taşıdı. Açıklamalarında hem iç politikaya hem de dış güvenlik risklerine dair sert eleştiriler ve uyarılar yer aldı.
Ramazan’da geçim sıkıntısı: “Artık bir sınav haline geldi”
Özdağ, konuşmasının önemli bölümünü ekonomik koşullara ayırdı. Türkiye’de açlık ve yoksulluk sınırının geldiği seviyelere dikkat çekerek, özellikle emekliler ve asgari ücretlilerin ciddi bir geçim mücadelesi verdiğini ifade etti. Ramazan ayının dayanışma ve paylaşma kültürüyle özdeşleştiğini hatırlatan Özdağ, mevcut tabloyu “yokluk ve açlık sınavı” olarak tanımladı.
Emekli maaşlarının ve çalışan gelirlerinin temel ihtiyaçları karşılamaktan uzak olduğunu belirten Özdağ, bayram dönemlerinde dahi vatandaşların harcama yapamaz hale geldiğini söyledi. Özellikle emeklilerin torunlarına harçlık verememesini “toplumsal bir kırılma” olarak nitelendirdi.
Ekonomik sorunların sadece Ramazan’la sınırlı olmadığını vurgulayan Özdağ, yılın tamamında hissedilen bir geçim krizine işaret etti. Bu durumun siyasi sonuçları olacağını dile getiren Özdağ, seçmenin sandıkta tepki göstereceğini savundu.
İran savaşı ve bölgesel riskler: “Çatışma büyüyebilir”
Konuşmada öne çıkan bir diğer başlık ise İran merkezli savaş ve bunun bölgeye etkileri oldu. Özdağ, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan sürecin giderek genişlediğini ve küresel ekonomi üzerinde de etkiler oluşturduğunu ifade etti.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının ardından petrol fiyatlarının yükseldiğini hatırlatan Özdağ, savaşın sadece askeri değil ekonomik sonuçlar doğurduğunu belirtti. Çatışmanın uzama ihtimalinin güçlü olduğunu dile getiren Özdağ, tarafların henüz net bir çıkış planı ortaya koyamadığını söyledi.
Özellikle İran’ın batısındaki gelişmelere dikkat çeken Özdağ, bu bölgede yaşanan hareketliliğin yeni güvenlik riskleri doğurabileceğini ifade etti. PKK ve PJAK unsurlarına yönelik iddiaları gündeme taşıyan Özdağ, bölgedeki Türk nüfusun güvenliğinin yakından takip edilmesi gerektiğini vurguladı.
NATO tartışması ve hava savunma eleştirisi
Özdağ’ın en dikkat çekici değerlendirmelerinden biri Türkiye’nin hava savunma kapasitesi üzerine oldu. Türkiye hava sahasına yönelen bazı balistik tehditlerin NATO unsurları tarafından etkisiz hale getirildiğini hatırlatan Özdağ, bunun ciddi bir zafiyet göstergesi olduğunu söyledi.
“Eğer NATO olmasa ne olacak?” sorusunu gündeme taşıyan Özdağ, Türkiye’nin kendi radar ve füze savunma sistemlerinin yeterliliğini sorguladı. Yerli savunma sistemlerinin etkin kullanımı konusunda şeffaflık çağrısında bulundu.
S-400 sistemleri ve “çelik kubbe” olarak ifade edilen hava savunma projelerinin durumuna da değinen Özdağ, bu sistemlerin neden devreye alınmadığının açıklanması gerektiğini belirtti. Türkiye’nin savunma alanında dışa bağımlılığını azaltması gerektiğini vurgulayan Özdağ, aksi halde güvenlik risklerinin artacağını ifade etti.
TSK ve savunma sanayii: “Yeniden yapılanma şart”
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yapısına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Özdağ, ordunun yeniden yapılandırılması gerektiğini söyledi. Kuvvet komutanlıklarının Genelkurmay Başkanlığı’na bağlanması ve askeri sağlık sisteminin yeniden kurulması gibi önerilerde bulundu.
Savunma sanayiinde atılan bazı adımları olumlu bulduğunu belirten Özdağ, ancak mevcut kapasitenin yeterli olmadığını dile getirdi. Milli muharip uçak, tank ve füze sistemleri konusunda daha hızlı ilerlenmesi gerektiğini ifade etti.
Ayrıca siber güvenlikten sınır güvenliğine kadar geniş bir alanda yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğunu vurgulayan Özdağ, “TSK’nın sadece bir askeri güç değil, aynı zamanda stratejik bir güvenlik yapısı olarak yeniden konumlandırılması gerekiyor” dedi.
“TSK milletin ordusu olacak” vurgusu
Konuşmasının sonunda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yapısına ilişkin net bir siyasi mesaj veren Özdağ, ordunun herhangi bir yapı ya da siyasi iradenin değil, doğrudan milletin ordusu olması gerektiğini söyledi.
Zafer Partisi olarak bu konuda hazırlıklarının tamam olduğunu ifade eden Özdağ, iktidara gelmeleri halinde savunma ve güvenlik politikalarında kapsamlı bir dönüşüm gerçekleştireceklerini belirtti.
Özdağ ayrıca yaklaşan Ramazan Bayramı dolayısıyla vatandaşların bayramını kutlayarak, ekonomik sıkıntıların geride kaldığı daha iyi günler temennisinde bulundu.





