Tam kapalı omurga cerrahisi, son yıllarda hem dünyada hem de Türkiye’de bel fıtığı ve dar kanal ameliyatlarında giderek daha fazla tercih edilen yöntemler arasında yer alıyor. Gelişen teknoloji ve cerrahi tecrübenin birleşmesiyle birlikte, omurga ameliyatlarına dair en büyük endişelerden biri olan felç kalma riskinin de yok denecek kadar az seviyelere indiği belirtiliyor. Özellikle uygun hasta seçimi yapıldığında, tam kapalı omurga cerrahisi sayesinde hastalar ameliyat sonrası daha konforlu bir süreç geçiriyor. Daha az ağrı ile uyanma, kısa sürede ayağa kalkma ve düşük enfeksiyon riski, yöntemin öne çıkan avantajları arasında gösteriliyor.
Tam kapalı omurga cerrahisi neden öne çıkıyor?
Tam kapalı omurga cerrahisi, özellikle bel fıtığı ameliyatı ve dar kanal ameliyatı gereken hastalarda minimal doku hasarı sağlamasıyla dikkat çekiyor. VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Skolyoz ve Omurga Cerrahi Merkezi’nden Op. Dr. Cem Sever, son 10 yılda dünyada popüler hale gelen bu tekniğin Türkiye’de de giderek yaygınlaştığını belirtiyor.
Hastaların en çok merak ettiği konuların başında omurga ameliyatlarının kapalı yöntemle yapılıp yapılamayacağı geliyor. Özellikle lomber disk hernisi, yani bel fıtığı bulunan ve uygun kriterleri taşıyan hastalarda tam kapalı omurga cerrahisi güvenle uygulanabiliyor. Yöntem, büyük cerrahi kesiler yerine küçük giriş noktaları üzerinden gerçekleştiriliyor. Böylece kas ve kemik dokular korunuyor, ameliyat sonrası iyileşme süreci daha hızlı ilerliyor.
Uzmanlara göre bu teknik, hem cerrahın hedef dokuya doğrudan ulaşmasını sağlıyor hem de hastanın günlük yaşamına dönüş süresini kısaltıyor. Bu yönüyle tam kapalı omurga cerrahisi, modern omurga cerrahisinin önemli bir parçası haline gelmiş durumda.

Klasik yöntem ile endoskopik teknik arasındaki fark
Bel fıtığı cerrahisinde uzun yıllardır en sık uygulanan yöntem mikroskopik cerrahi olarak biliniyor. Bu yöntemde küçük bir kesi açılıyor ve mikroskop yardımıyla fıtıklaşmış disk dokusu çıkarılıyor. Ancak tam kapalı omurga cerrahisi olarak da bilinen endoskopik teknik, bir adım daha ileri bir yaklaşım sunuyor.
Endoskopik yöntemde kamera sistemi kullanılıyor ve çok daha küçük insizyonlardan girilerek yalnızca hedeflenen bölgeye müdahale ediliyor. Kas dokusu sıyrılmadan, anatomik aralıklardan ilerleniyor. Bu da ameliyat sırasında daha az kanama, ameliyat sonrasında ise daha az ağrı anlamına geliyor.
Operasyon süresi ise açık ya da mikroskopik yöntemle benzer şekilde ortalama 45 dakika ile 1 saat arasında değişiyor. Farkı yaratan unsur, dokulara verilen hasarın minimum seviyede tutulması. Bu nedenle tam kapalı omurga cerrahisi sonrası hastalar çoğu zaman daha kısa sürede ayağa kalkabiliyor ve rehabilitasyon sürecine daha hızlı adapte olabiliyor.
Daha az ağrı ve düşük enfeksiyon riski mümkün mü?
Tam kapalı omurga cerrahisi sonrası hastaların en sık dile getirdiği fark, ameliyat sonrası ağrının belirgin şekilde az olması. Küçük kesi ve sınırlı doku teması sayesinde vücut daha az travmaya maruz kalıyor. Bu da ağrı kontrolünü kolaylaştırıyor.
Bir diğer önemli avantaj ise enfeksiyon riskinin düşük olması. Uzmanlar, küçük bir giriş alanı kullanılması ve ameliyatın sıvı ortamda gerçekleştirilmesi nedeniyle enfeksiyon ihtimalinin klasik yöntemlere göre daha düşük olduğunu ifade ediyor. Elbette her cerrahi müdahalede belli riskler bulunuyor. Ancak gelişen teknikler ve sterilizasyon önlemleri sayesinde bu riskler oldukça minimize edilmiş durumda.
Öte yandan omurga ameliyatlarında en çok korkulan konulardan biri olan felç kalma riski konusunda da önemli bir rahatlama söz konusu. Uzmanlara göre hem açık hem de tam kapalı omurga cerrahisi yöntemlerinde, güncel teknoloji ve nöromonitörizasyon uygulamaları sayesinde felç riski yok denecek kadar az seviyelere gerilemiş durumda.
Sadece bel fıtığı değil, dar kanal ameliyatlarında da uygulanıyor
Tam kapalı omurga cerrahisi yalnızca bel fıtığı ile sınırlı değil. Uygun hasta seçimi yapıldığında dar kanal ameliyatlarında da etkili sonuçlar alınabiliyor. Geçmişte dar kanal cerrahisinde daha geniş açık ameliyatlar ve vida uygulamaları sık tercih edilirken, günümüzde bazı hastalarda kapalı yöntemle aynı hedefe ulaşmak mümkün olabiliyor.
Bu yaklaşım sayesinde omurganın anatomik yapısı büyük ölçüde korunuyor. Hastaların şikayetlerinde belirgin azalma sağlanırken, günlük yaşama dönüş süresi de kısalıyor. Ancak uzmanlar her hastanın bu yöntem için uygun olmayabileceğinin altını çiziyor. Bu nedenle detaylı muayene, görüntüleme ve doğru hasta seçimi büyük önem taşıyor.
Türkiye genelinde tam kapalı omurga cerrahisi uygulayan merkez sayısı henüz sınırlı olsa da, son yıllarda artış gözleniyor. Özellikle Güney Kore ve Japonya’da uzun süredir uygulanan bu teknik, ülkemizde de giderek daha fazla cerrah tarafından tercih edilmeye başlanmış durumda.






