Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde düzenlenen “Balıkesir’in Depremselliği ve Yapı-Zemin İlişkisi” konferansı, deprem gerçeğini bir kez daha gündeme taşıdı. Japon deprem uzmanı Yoshinori Moriwaki’nin katılımıyla gerçekleşen etkinlikte, Türkiye’nin deprem riski, yapı güvenliği ve zemin etüdünün önemi kapsamlı şekilde ele alındı. Yoğun katılımın olduğu konferansta, özellikle yapı ve zemin ilişkisinin doğru analiz edilmemesinin ciddi sonuçlar doğurabileceği vurgulandı. Moriwaki’nin paylaştığı veriler ve örnekler, Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yüzleşmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.
Türkiye deprem sıralamasında altıncı sırada
Konferansta dikkat çeken başlıklardan biri, Türkiye’nin dünya deprem sıralamasındaki yeri oldu. Moriwaki’nin verdiği bilgilere göre dünyada en fazla deprem Çin’de meydana geliyor. Japonya bu sıralamada dördüncü sırada yer alırken, Türkiye ise altıncı sırada bulunuyor. Bu veri, Türkiye’nin deprem riski açısından ne kadar kritik bir coğrafyada bulunduğunu açıkça gösteriyor.
Metrekare bazında yapılan değerlendirmelerde ise Japonya altıncı sırada yer alırken Türkiye’nin on yedinci sıraya gerilediği ifade edildi. Ancak yüzölçümü küçük olmasına rağmen Kıbrıs’ın deprem yoğunluğu açısından üst sıralarda yer alması dikkat çekti. Bu durum, yalnızca büyüklüğün değil, aktif fay hatlarının yoğunluğunun da belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.
Yapı ve zemin ilişkisi neden hayati önem taşıyor?
Moriwaki’nin özellikle altını çizdiği konulardan biri de yapı ve zemin ilişkisinin doğru kurulması oldu. Uzman isim, sağlam bir yapının yalnızca kaliteli malzemeyle değil, doğru zemin üzerine inşa edilmesiyle mümkün olacağını belirtti.
Deprem öncesinde yapılacak zemin etütlerinin ve mühendislik hesaplarının, can ve mal kaybını büyük ölçüde azaltabileceğini ifade eden Moriwaki, Japonya’daki uygulamalardan örnekler verdi. Japonya’da yapılaşma sürecinde zemin analizinin vazgeçilmez bir adım olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de de benzer uygulamaların yaygınlaştırılması gerektiğini söyleyen Moriwaki, özellikle riskli bölgelerde bu konunun ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Bu noktada, sadece yeni binaların değil mevcut yapıların da zemin uygunluğu açısından değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Aksi halde en sağlam görünen yapıların bile ciddi risk taşıyabileceği uyarısı yapıldı.
Türkiye’de yapı denetimi ve kaçak yapı sorunu
Türkiye’deki yapı stokuna ilişkin veriler de konferansın önemli başlıkları arasında yer aldı. Moriwaki, ülkede yaklaşık 21 milyon yapı bulunduğunu ve bunların yüzde 50’den fazlasının kaçak ya da denetimsiz olduğunu belirtti. Bu durumun, deprem riskini katlayan en önemli faktörlerden biri olduğuna dikkat çekti.
1999 Yalova depremi sonrasında başlatılan yapı denetim sisteminin önemli bir adım olduğunu belirten Moriwaki, 2000 yılı sonrası inşa edilen binaların daha güvenli hale geldiğini ifade etti. Ancak sistemde hâlâ eksiklikler olduğunu da sözlerine ekledi.
Öte yandan, 2018 yılında yürürlüğe giren deprem yönetmeliğinin Japonya’dan daha katı kurallar içerdiğini vurgulayan Moriwaki, asıl sorunun bu kuralların sahada ne kadar uygulandığı olduğunu söyledi. Yönetmeliklerin kağıt üzerinde güçlü olmasının yeterli olmadığını, uygulama ve denetimin en az mevzuat kadar önemli olduğunu dile getirdi.
Geçmiş depremler önemli dersler veriyor
Konferansta geçmişte yaşanan büyük depremler de örneklerle ele alındı. 1939 Erzincan depremi ile 2011 Japonya Fukişima depremi karşılaştırıldı. Moriwaki, büyüklük açısından Fukişima depreminin daha şiddetli olmasına rağmen Erzincan’daki yıkımın çok daha ağır olduğuna dikkat çekti.
Bu farkın temel nedeninin yapı kalitesi ve zemin uygunluğu olduğunu belirten uzman, aynı büyüklükteki depremlerin farklı sonuçlar doğurabileceğini ifade etti. Türkiye’de yaşanan depremlerin yıkıcılığının büyük ölçüde yapı hatalarından kaynaklandığını vurguladı.
Konferans, katılımcıların sorularının yanıtlanmasının ardından Ayvalık Belediye Meclis Üyesi Havva Taylan’ın Yoshinori Moriwaki’ye teşekkür plaketi takdim etmesiyle sona erdi.







