Gayrimenkulde ki durgunluk endişe verici…
Ülkemizde konut sektörü uzun yıllar ekonominin lokomotifi oldu ve olmaya devam ediyor. İnşaat sadece beton değil aynı zamanda istihdam yan sektörler esnaf güven ve gelecek algısı demekti. Ancak son dönemde piyasada gözle görülür bir yavaşlama var. Satışlar var ama hareket yok. İlan çok ama alıcı temkinli ve ne yapacağını bilmez halde. Herkes amiyane tabiri ile ‘’tek atımlık kurşunum var bu kaosta en doğru hamleyi nasıl yapabilirim’’ derdinde
Bugün konut piyasasında yaşanan durgunluk teknik bir yavaşlama değil sistemsel bir uyarıdır. İnsanlar ev almıyor çünkü matematik tutmuyor güven vermiyor. Faiz yüksek fiyat yüksek gelir yetersiz. Ama asıl kriz barınmanın yatırım aracına dönüp insan hakkı olmaktan uzaklaşmasıdır. Eğer politika yapıcılar yalnızca makro dengelere odaklanıp sahadaki gerçeği görmezden gelirse piyasayı kredi kampanyalarıyla geçici olarak hareketlendirmek mümkün olabilir fakat kalıcı iyileşme sağlanamaz. Çünkü toplumun sırtına yük bindirerek sektör canlandırılamaz.
Türkiye’de gayrimenkulün yeniden ayağa kalkması için önce fiyat gerçeklikle, kredi gelirle, politika ise vicdanla buluşmalıdır. Aksi halde bu durgunluk bir geçiş süreci değil yeni normal olur
Barınma lüx haline gelirse piyasa değil toplum kaybeder.
Ülkesini seven, konuya duyarlı ve hasbelkader mesleğine değer verip ilgiyle yapmaya çalışan biri olarak durgunluk ile ilgili düşüncem
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının enflasyonla mücadele kapsamında politika faizini yükseltmesi kredi maaliyetlerini doğrudan etkiledi
Konut kredisi faizleri ciddi seviyelere çıktı ve sınırlandı
Aylık taksitler hane gelirinin çok üzerine çıktı
Orta gelir grubu ev almayı değil borçlanmayı tercih eder hale geldi
Bir ev artık yatırım değil uzun yıllar sürecek finansal risk olarak görülmeye başlandı
Sonuç olarak talep ertelendi ve yatırımcıda bekleme psikolojisi oluştu
Bu arada Toki kampanyaları da düşük peşinat, uygun taksit ve devlet güvencesi ile özellikle orta gelir grubuna umut olurken, acaba kura çıkar mı diye bekleyenlerin yönünü kaydırdı.
Bu da özel sektörde duraklamalara yol açtı.
Devletin uyguladığı baskın vergi politikaları ve sürekli yaşanan fiyat artışları imalatların fiyatını yükseltince müteahhitler de çok zorlanmaya başladı.
V e ne yazık ki son 3 yılda fiyatlar reel gelir artışının çok üzerinde yükseldi
Yatırımcı da bireysel alıcı da fiyatların oturmasını bekliyor
Gayrimenkul güven işidir. Güven azaldığında piyasa sessizleşir.
Bugün bir aile için ev almak sadece yatırım değil barınma mücadelesi
Kiralar yüksek
Ev fiyatları yüksek
Krediler pahalı
Orta gelirli çalışan için matematik artık tutmuyor. İnsanlar ev sahibi olma hayalini ertelemek zorunda kalıyor. Bu da piyasadaki psikolojik durgunluğu derinleştiriyor
Ekonomi uzmanı değilim ama kendi yorumumla şunu merak ediyorum. İyi bilen beni aydınlatsın
Enflasyon dengelendikçe konut kredilerine kademeli indirim yapıldıkça, Orta gelir odaklı özel kredi paketleri oluşturuldukça, arz talep dengesi gerçekçi fiyatlandırılırsa olur mu? Ne dersiniz??
Aslında bu bir kriz değil denge arayışı.
Türkiye’de gayrimenkul sisteminde ki durgunluk tek bir nedene bağlı değil.
Güven için şeffaflık şart.
Ama unutmayalım Barınma bir yatırım kalemi değil temel bir insan hakkıdır
Piyasa canlanacaksa önce güven sonra erişilebilirlik sağlanmalı
Gayrimenkul piyasasında ki durgunluk sadece ekonomik grafik düşüşü değildir. Bir toplumun gelecek planlarını ertelemesidir.
Faizler düşer, krediler yeniden şekillenir projeler çoğalır. Ama asıl mesele insanın bu ülkede yarın daha iyi olacak duygusunu yeniden kazanmasıdır. Çünkü konut sadece metrekare değildir, güvenliktir kök salmaktır, aidiyettir, anılardır.
Eğer politika yapıcılar finansal denklemi kurarken bu insani gerçeği unutur ve sektörü sadece rakamlarla yönetmeye devam ederse durgunluk geçici olmaz.
Türkiye de gayrimenkulün yeniden canlanması için beton değil güven inşa edilmelidir.. Ve güven en yüksek faiz oranından bile daha belirleyicidir
Konut piyasası faiz düzenlemesi ile değil güvenle ayağa kalkar
KALIN SAĞLICAKLA