Miting alanına yaklaşık bir saat, belki de bir buçuk saat önce gittim.
Gazetecilik refleksi işte… Kalabalık gelmeden alanı görmek gerekir. Sadece kalabalığı değil, organizasyonu görmek gerekir. Çünkü mitingin kendisi kadar, o mitingin nasıl hazırlandığı da size çok şey anlatır.
İzmit Real Miting Alanı’na vardığımda ilk dikkatimi çeken şey düzensizlik değil, aksine düzen oldu.
Girişler planlanmıştı. Bariyerler doğru yerleştirilmişti. Güvenlik noktaları hazırdı. İnsanlar alana rahatça girip çıkabiliyordu. Bir mitingin en kırılgan noktası girişlerdir. Çünkü kalabalık arttıkça kontrol zorlaşır. Ama o gün, daha ilk andan itibaren organizasyonun ciddi şekilde planlandığı belliydi.
Alan küçüktü ama orada bence en az 30 bin kişi vardı...
Gazeteciler için ayrılan alan ise ayrı bir dikkat çekiyordu.
Basın mensupları için özel olarak tahsis edilmiş büyük bir otobüs alana konuşlandırılmıştı. Bu sıradan bir otobüs değildi. Üst kısmı çekim için uygundu. Biz gazeteciler otobüsün üzerine çıkarak miting alanını geniş açıyla görüntüleyebildik. Kalabalığın hareketini, kürsünün konumunu, alandaki atmosferi net şekilde takip edebildik.
Ama asıl önemli olan otobüsün içiydi.
İçerisi özel olarak hazırlanmıştı. Koltuklara oturduk. Bilgisayarlarımızı açtık. Cep telefonlarımızdan notlarımızı aldık. Haberlerimizi yazdık. Fotoğraflarımızı servis ettik. Kimse kimseyi itmedi. Kimse kimsenin önüne geçmeye çalışmadı. Gazetecilik yapmak için gereken en temel şey sağlanmıştı: Rahatlık.
Bu küçük gibi görünen detay aslında çok büyük bir şeydir.
Çünkü gazeteci rahat çalışabildiği yerde, gerçekleri daha sağlıklı aktarır.
Saatler ilerledikçe kalabalık artmaya başladı.
***
Özellikle dikkatimi çeken bir grup vardı: Emekliler.
Yaşlı insanlar yavaş adımlarla alana geliyordu. Kimisi bastonuyla yürüyordu. Kimisi yanında bir yakınıyla gelmişti. Kimisi sessizce bir köşede bekliyordu. Ama hepsi oradaydı.
Bu sadece bir siyasi katılım değildi. Bu, bir var olma çabasıydı.
Ramazan ayının ortasındaydık. Hava ağır değildi ama kalabalık yoğunlaştıkça bazı vatandaşlar baygınlık geçirdi. Ancak sağlık ekipleri hazırdı. Müdahaleler gecikmedi. Ambulanslar devreye girdi. İlk yardım yapıldı. O anlar kısa sürdü. Kontrol kaybedilmedi.
Onun dışında ciddi bir olumsuzluk yaşanmadı.
Elbette mitinglerin doğasında olan küçük tartışmalar oldu. Eski yöneticilerle yeni yöneticiler arasında ufak sitemler, kısa süreli sözlü gerilimler yaşandı. Ama bunlar büyümedi. Zaten mitinglerin doğasında vardır. Hele CHP mitinglerinde, bu tür iç tartışmalar şaşırtıcı değildir. Çünkü CHP, her zaman kendi içinde de tartışan bir partidir.
Saatler tam planlandığı gibi ilerledi.
Önce konuklar sahneye davet edildi. Çevre illerden gelen başkanlar, parti meclisi üyeleri, milletvekilleri, Kocaeli örgütü, belediye başkanları… Her biri yerini aldı.
Ardından Kocaeli İl Başkanı Erdem Arcan mikrofonu eline aldı.
Ve Ekrem İmamoğlu’nun mektubunu okudu.
Alan sessizleşti.
Binlerce insan dinliyordu.
O an, mitingin sadece fiziksel değil, duygusal bir boyutu da olduğunu hissettim.
Saatler 14.15’i gösterdiğinde beklenen an geldi.
Özgür Özel sahneye çıktı.
Bekletmedi.
Geciktirmedi.
Doğrudan kürsüye geldi.
Arkasında Kocaeli örgütü vardı. İl başkanı, milletvekilleri, belediye başkanları… Tam kadro oradaydılar.
Ve Özgür Özel konuşmaya başladı.
***
Yaklaşık bir saat on beş dakika konuştu.
Bu süre, sıradan bir süre değildir. Bu, anlatacak çok şeyin olduğu anlamına gelir.
Konuşmasının içinde birçok başlık vardı. Elektrik kesintileri vardı. Kartepe’de yapılması planlanan çelikhane vardı. Çevre vardı. Ekonomi vardı.
Ama bir cümle vardı ki, o günün özeti gibiydi:
“Dört emekli bir araya gelse, aldıkları maaş yoksulluk sınırına erişemiyor. Dört asgari ücretli bir araya gelse, ancak yoksulluk sınırına ulaşabiliyor.”
Kalabalık alkışladı.
Ama ben alkıştan çok, insanların yüzlerine baktım.
Çünkü o cümle, orada bulunan binlerce insanın hayatını anlatıyordu.
Alanda Muharrem İnce de vardı.
Bir zamanlar CHP’nin cumhurbaşkanı adayıydı. Sonra ayrıldı. Kendi partisini kurdu. Sonra geri döndü.
Siyasette dönüşler olur. Ama bazı dönüşler sadece siyasi değildir. Aynı zamanda semboliktir.
İnce alanda vatandaşları selamladı. İnsanlar ona baktı. Bazıları alkışladı. Bazıları sadece izledi.
Ama asıl mesele ne Özgür Özel’di ne Muharrem İnce’ydi.
Asıl mesele alandaki insanlardı.
Çünkü o gün orada bulunan insanların büyük bir bölümü geçinemeyen insanlardı.
Emeklilerdi.
Asgari ücretlilerdi.
Hayatın ağırlığını taşıyan insanlardı.
Ben o gün sadece bir miting izlemedim.
Ben o gün Türkiye’yi izledim.
Düzenli bir organizasyon gördüm.
Profesyonel bir hazırlık gördüm.
Ama en önemlisi, geçim sıkıntısı yaşayan bir toplum gördüm.
Gazeteci olarak görevimi yaptım.
Notlarımı aldım.
Fotoğraflarımı çektim.
Haberimi yazdım.
Ama insan olarak şunu gördüm:
Bu ülkede insanlar artık sadece yaşamak istemiyor.
İnsanca yaşamak istiyor.
Sağlıklı ve huzurlu günler dileği ile…