Ülkemizde ve Kocaeli’de bağımlılıkla mücadele denildiğinde ne yazık ki hâlâ yalnızca sigara ve alkol algısı öne çıkıyor. Oysa tablo bundan çok daha ağır. Uyuşturucu, teknoloji bağımlılığı, sanal bahis, siber zorbalık ve zararlı dijital içerikler artık bu başlığın ayrılmaz bir parçası.

Bu noktada Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği ve Dernek Başkanı Ömer Karataş ile ekibinin yürüttüğü çalışmaları özellikle anmak gerekiyor. Hiçbir maddi beklenti olmadan, yalnızca toplumsal sorumluluk bilinciyle yürütülen bu çalışmalar kentimiz adına son derece kıymetlidir. Ancak burada bir özeleştiri yapmamız şart:
Bizler, yani gazetelerimiz, televizyonlarımız ve yerel medya olarak bu çabalara yeterince yer veriyor muyuz?
Ne yazık ki hayır.

Toplumun kurtuluşu, gençlerin kötü alışkanlıklardan uzak tutulmasıyla mümkündür. En kıymetli varlıklarımız olan evlatlarımıza daha yaşanabilir bir kent, daha sağlıklı bir gelecek sunmak istiyorsak, bunun yolu eğitimden ve bağımlılıkla mücadeleden geçiyor. Bu sadece bir tercih değil, bir zorunluluktur.

Kentimizde bağımlılıkla mücadele kurulları var. Toplantılar yapılıyor, kararlar alınıyor, tutanaklar tutuluyor. Bunların hepsi elbette önemli. Ancak sormamız gereken esas soru şu:
Bunlar sahaya yansıyor mu?

İzmit’in merkezindeki okulların çevresinde, 18 yaşından küçük çocukların teneffüs aralarında okul önüne çıkıp sigara içtiğini bizzat görüyorsak, burada ciddi bir sorun var demektir. “18 yaşından küçüklere sigara satılmaz” yazısını tabelaya asmakla bu iş bitmiyor. Merak ediyorum: Kocaeli’de bugüne kadar kaç işletmeye bu konuda gerçekten ceza kesildi?

Sigara deyip geçmeyelim. Sağlıklı nesiller, kötü alışkanlıklara karşı sıfır toleransla yetişir. Üstelik sigara sadece başlangıçtır. Uyuşturucu hapların kullanım yaşının her geçen gün düştüğünü gösteren istatistikler ortadayken hâlâ yeterli önlem alınmıyorsa, burada ciddi bir ihmalle karşı karşıyayız.

Artık pansuman tedbirlerle yol alamayız. Aile, eğitim camiası, emniyet, sağlık, Gençlik ve Spor… Kısacası topyekûn bir mücadele şarttır. Bugün “siber zorbalık” dediğimiz kavram, yıllar önce ilk konuşulduğunda hepimize yabancı gelmişti. Şimdi ise elimizde masum gibi görünen cep telefonlarının çocuklarımızı ve toplumumuzu nereye sürüklediğini acı bir şekilde görüyoruz.

Sanal bahis başta olmak üzere, zararlı içerik üreten yapılar derhal durdurulmalıdır. Kimse bunu demokrasi ve özgürlük söylemleriyle savunmasın. Benim itirazım açık ve nettir: Çocuklarımızı ve toplumu içeriden çökerten, bilinçaltına zarar veren, kültürümüzü, örfümüzü, insanî değerlerimizi aşındıran her türlü içerik engellenmelidir.

Bir toplumu yok etmenin yolu artık tankla, tüfekle değil; ekranlarla, bağımlılıklarla ve algı operasyonlarıyla açılıyor. Apartmanlar içinde yalnızlaşmış, kimsenin kimseye saygı duymadığı bir topluma doğru sürükleniyoruz. “Dış güçler” dediğimiz şey tam olarak budur.

Sadece konuşarak, toplantılar yaparak değil; derhal eyleme geçerek bu süreci tersine çevirmek zorundayız. Kısa, orta, uzun vadeli planlar elbette yapılmalı ama bazı adımların beklemeye tahammülü yok. Bugün harekete geçmezsek, yarın çok geç olacak.

Ey demokrasi havarileri…
İşin ucu size dokunmadan ses çıkarmadığınızı biliyoruz. Dünyanın sadece sizin etrafınızda döndüğünü zannettiğinizi de biliyoruz. Ama emin olun, sessiz kaldığımız her gün 86 milyon insan biraz daha tehlikeye giriyor.

Bağımlılıkla mücadele organizasyonları, göstermelik kalırsa bir gün yetmeyecek. O gün geldiğinde ise herkes ne demek istediğimizi çok daha iyi anlayacak.

Bu yazı sizi sıkmak için yazıldı.
Çünkü artık zaman kaybedecek bir dakikamız bile yok.