TBMM’de suça sürüklenen çocuklara ilişkin uygulamalar yeniden gündeme geldi. Komisyon toplantısında paylaşılan örnekler, çocuk adalet sisteminin hem koruyucu hem de caydırıcı yönü açısından tartışmaları alevlendirdi. 17 yaşında 180 kez hırsızlık yaptığı belirtilen bir çocuğun “Beni ailemden alın” diyerek yardım istemesi ile geçmişte ceza almayan bir çocuğun ilerleyen yıllarda 48 yıl hapis cezasına çarptırılması, komisyonda dikkat çeken başlıklar arasında yer aldı. Katılımcılar, erken müdahale eksikliği ve “cezasızlık algısı”nın çocuklar üzerindeki etkisini farklı boyutlarıyla değerlendirdi.

17 YAŞINDA 180 KEZ HIRSIZLIK YAPAN ÇOCUĞUN YARDIM ÇAĞRISI

TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu’nda söz alan Adalet Bakanlığı Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Daire Başkanı Meral Gökkaya, mevzuatta “suça sürüklenen çocuk” ifadesinin bilinçli bir tercih olduğunu vurguladı. Bu tanımın, çocuğun çoğu zaman ailesi ya da sosyal çevresi tarafından yeterince korunamaması nedeniyle suça yöneldiği kabulüne dayandığını belirtti.

“MEVZUATTA BOŞLUK VAR” DİYEN BAKAN GÜRLEK HAREKETE GEÇTİ: CEZAEVLERİNDE YENİ DÖNEM Mİ?
“MEVZUATTA BOŞLUK VAR” DİYEN BAKAN GÜRLEK HAREKETE GEÇTİ: CEZAEVLERİNDE YENİ DÖNEM Mİ?
İçeriği Görüntüle

Gökkaya, Bursa’da 17 yaşında olduğu ve 180 kez hırsızlık suçuna karıştığı belirtilen bir çocuğun, “Beni ailemden alın” talebi üzerine koruma altına alındığını aktardı. Bu örneğin, çocuk adalet sisteminde erken müdahalenin ne kadar kritik olduğunu gösterdiğini söyledi. Sosyal inceleme raporlarının çoğu zaman çocuk birçok dosyaya karıştıktan sonra hazırlandığını ifade eden Gökkaya, koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yargılama sürecinin daha başında devreye girmesi gerektiğine dikkat çekti.

CEZASIZLIK ALGISI VE 48 YILLIK HAPİS CEZASI ÖRNEĞİ

Komisyon Başkanı Müşerref Pervin Tuba Durgut ise çocuk suçluluğu konusuna tek boyutlu yaklaşılmaması gerektiğini dile getirdi. Durgut, geçmişte ceza almayan bir çocuğun ilerleyen yıllarda tekerrür hükümleri kapsamında 48 yıl hapis cezasına çarptırıldığını anlattı. Söz konusu hükümlünün mektubunda, 15 yaşlarında hırsızlık suçlarına karıştığını ancak o dönemde ceza almadığını ifade ettiğini aktaran Durgut, “cezasızlık algısı”nın çocuk üzerinde farklı bir etki yarattığını söyledi.

Durgut’un paylaştığı mektupta hükümlünün kendisini “suça sürüklenen çocuk” olarak tanımlaması da dikkat çekti. Uzun yılları kapsayan hapis cezasının büyük bölümünün kapalı cezaevinde geçeceğini belirten Durgut, erken dönemde uygulanmayan yaptırımların ilerleyen süreçte çok daha ağır sonuçlara yol açabildiğini vurguladı.

CEZA ADALET SİSTEMİNDE CAYDIRICILIK VE REHABİLİTASYON DENGESİ

Toplantıda, ağır suçlarda verilen cezalar ile fiili infaz süreleri arasındaki fark da gündeme geldi. Bazı suçlarda hükmedilen ceza ile cezaevinde kalınan sürenin kamuoyunda soru işaretlerine yol açtığı ifade edildi. Bu durumun hem mağdur yakınları hem de toplum nezdinde adalet algısını etkilediği değerlendirildi.

Komisyon üyeleri, çocukların suça sürüklenmesinde aile yapısı, sosyal çevre ve ekonomik koşulların belirleyici rol oynadığına dikkat çekti. Çocuk Adalet Merkezlerinin kurulmasının önemli bir adım olduğu ancak uygulamada daha güçlü bir koordinasyona ihtiyaç bulunduğu dile getirildi. Erken müdahale mekanizmalarının güçlendirilmesi, hâkim ve savcılar için farkındalık çalışmalarının artırılması ve rehabilitasyon odaklı uygulamaların yaygınlaştırılması gerektiği vurgulandı.

Komisyonda görüşmeler sürerken, çocuk adalet sisteminde hem caydırıcılığı sağlayan hem de çocuğu yeniden topluma kazandırmayı hedefleyen dengeli bir modelin nasıl kurulacağı sorusu önümüzdeki süreçte de tartışılmaya devam edecek gibi görünüyor.